bir insanın karakterinde anlaşamadığın bir nokta varsa hatta daha açık bir şekilde karakterinde eksikler varsa bu anlaşamama seninle ilgili değildir. o sana göre karaktersizdir. başka biri harika bir karakteri olduğunu düşünebilir. küçükken nasılda birbirimize benziyormuşuz meğer. daha pişmeye bile başlamadan hep farklı olduğunu hissetmek istenir ya. büyümek farklı şekillerdeki tavalarda farklı ısılarda pişmek gibi. herkesin başka bir yeri yanıyor, fazla pişiyor, ham kalıyor. bir zaman sonra sen istemesende ‘biz’ olanlar seni ‘o’ yapıyor. okulları bitirdiğinde daha basit olacağını düşünmek sorumluluklarını taşırken avunmanın bir yoluymuş. sen yaşarken hayat sana yolunu çizermiş. kendi kendine yolunu bulup akan bir nehir gibi. hayatımdan gönderdiğim nice insandan özleyenler kapımı çaldığında bu bölünmeleri farkeder oldum. kendi başına akan nehri görmezden gelip yolu kendim çizmeye çalıştığım zamanlar çokmuş. birini insan olarak sevmek, arkadaşım demek, tanımak, tanıdığını sanmak niyeyse o vakitlikmiş. bizim arkadaşlıklarda aradığımız aşkta aranması gereken anlamlılık ve anlamsızlığın bir bütünüymüş. birini tanımak ve iyi anlaşmak ve bazı hallerine, yeteneklerine hayran kalmak uzun arkadaşlıkları yada aşkı getirmezmiş. birine bir vakitler bir söz verdiğimi bilirim: biraz uzak kalalım, biraz nefes alabileyim, evine gelip yemekler yapacağım sana diye. o uzak kalma halini savaş olarak düşünmeseydi, bu beni diğer arkadaşlarımdan kazanma savaşı olmasaydı onun için aramak istediğimde aradım. ama o böyle daha rahat. ya hep ya hiç olmalıydı. ben onun sonsuz sevgisini bırakıp gitmeyi hatta onun kadar mükemmel bir insansız yaşamayı da istemiştim. o zaman onsuz kalacak ve zamanı geldiğinde acımı çekecektim. evet onu özlediğim günler oldu. sohbetlerimizi özledim. kendi olabildiği günleri özledim. hayat zorlaştığında bana dönüşerek daha dirençli olabileceğine inanmadığı günleri özledim. biliyor musun zeynep, fazla ısındığında serinlemek isteyen biri varoldu. sen tanımazsın. bunu anladığımı anlatamasamda hiç görüşmediğimiz günler peşpeşe dizildiğinde istemediğimi söylüyor aradığımdaysa bağırıyor ve illaki aradığımı onu rahat bırakmamı istiyordu. sen kafamı dağıtmak için elinden geleni yapardın, yaptığın zamanlardan bilirim. en mükemmeline layık olmak hangi insana mahsus? hangi insan mükemmel davranıyor? serinlemek istemek karaktersel bir eksiklik değil ki. bencil bir davranış. davranmak iletişimin yoludur. inan bile bile ısıtmadım onu. anı yaşadım. öyle denk geldi. ısındı. sen olsan olur olmaz abartır ne kadar harika biri olduğumu anlatırdın şimdi. bildiklerim, kültürüm, büyüdüğüm çevredeki insanların asil soyundan olmam hayatımı kolaylaştırmıyor. gün geçtikçe, insanlarla hep birlikte yaşamaya başladıkça zorlanıyorum. bütün bildiklerimi eteğime döküp tek tek akıyorum hangi parça buraya uyacak diye. hayatım boyunca insanlarla anlaşmaya çalışmışken hiç bilmediğim topluluklar görüyor sanki ülke değiştirmişim gibi onlarla yaşamak o kültüre uyum sağlamak zorunda kalıyorum zeynep. ben gerçekten hayal dünyasında davranışsal hataların olmadığı yerlerde yaşıyorum kendimce. üstünü kültürle sıvamış içi boş olan insanların güdüsel davranışlarının çirkinliğinden kendimi uzak tutmak seçimime bağlı değil bu aralar. güdüye maruz kalıyorum. tanımadığın adama kızardım. daha bunlar bu durumlar yoktu hayatımda o kızışlar zamanları. şimdi durup o ne yapıyordu da başarıyordu diye bakıyorum. kaybolup giderken düşünmeden yaşasa da kendini bu durumdan uzaklaştırabilmeyi de biliyordu. ona olan güvenimi kaybetmemde çok yeri var arkadaşlarının bu tutumlarının ve ona güvenimde saygımda da çok yeri var idare etmeyi, yönetmeyi bilmesinin. karakterimde bir hata olduğunu sanmıyorum. büyürken yaşadıklarımın bu kadar etkili olacağını bilmiyordum. bilsem de bişeyler yapabilir miydim? itiraf etmem lazım ki aslımda bu güdü anlayışı yok. ben eğitilmiş güdüye hayranlık beslerim. eğitilmemiş olan her güdü zayıflık eksiklik hatta duruma göre basitlik ibaresidir. benden bu kadar farklı davranan, davranabilen, yaşayabilen bu adama nasıl aşık oldum bilmiyorum zeynep. onunla yaşamak benim için çok zor. onun karakterine aşığım. onun gayet rahat içinde yaşayabildiği durumları hayatımın kapısında bekler, içeri sokmam bile. benimde davranışsal hatalarım var. önce birey olmayı sonra aile olmayı gerekirse sıkı sıkı sarılmayı öğretmişler bana. biriyle birlikte iletişim halince yaşamayı bilmiyorum. dozajları nasıl ayarlayacağımı, nasıl es geçebileceğimi, her davranışın üstünde düşünmeden de olabileceğini bilmiyorum. o ise bunları istemiyor. zamanla öğrenebileceğimi bilmiyor galiba. yada ailem değil ya zaten ondan bu durumlarla muhattap olmak istemiyorda olabilir. benimle sevgili olmayı düşünmüyor. bende olsam düşünmezdim. hak veriyorum ona. bu güne kadar en kolay anlaşabildiğim, anlayabildiğim insandı o. keşke tanışsaydınız. çok şeker birisin sen zeynep. bense onu anlıyorum. onunla yaşamak benimle yaşamaya göre daha kolay sonuçta. başka biriyle daha rahat edebileceğini düşünüyordur belkide. kendimi kandırıyor olsaydım yine kandırırdım olur biterdi. bahaneler katmış olsaydı hayatımıza, yavaşlatmış olsaydı hayatı yani bana uymayacak bişeyi olsaydı da bırakıp gitseydim bende. o sadece benim sevgilim yokken ki yaşayışımla uzun zaman yaşayamazdı. bişey demedi hiç başlarda da. insan doğal olarak belli konularda saygı duyması gereken biri olmadığında daha farklı yaşıyor. her gece içseydim arkadaşlarımla, geç dönseydim sevgiliyken herhalde bişey demeden uzun zaman beklemezdi. arkadaşlarımın da sevgilim varken davranışlarını ayarlamalarına bayıldım. arada sırada aramaya başladılar mesela ayrıldığımızdan beri. az yukarda anlatmıştım ya arkadaşlarımla yani anlaşabildiğim insanlarla iletişim sorunum olmuyor. olduğunda da düşüncesizlik oluyor bu. güdülerini eğitmiş insanlara saygım var. bazı taraflarını özlüyorum zeynep. geçip gittim zannediyorsun ama öyle değil işte. değer verdiğim kimseyi geçip gidemedim hiç. kolayına bakıp durmak yerine yada hayatın önüne hep kolaylıkları getireceğini düşünmek yerine karakterini oluştursaydın bir sorum olduğunda uçsan da ayağını sağlam basabileceğin bir yer inşa etmiş olurdun. eğlenmek, rahat ve basit yaşamak, iyilik perisi olup uçmak güzel şey tabi. ayağını basabileceğin sağlam bir zeminde güzel şeydir. tabi bunlar bana göre. hayata bana göre baktığım için böyle. sen mesela senin gibi düşünen biriyle çok daha rahat anlaşabilirsin. kendini bu kadar çok kandırırken hayatın önüne koyduğu bir çok şeye sadece söylenmekle yada daha iyi bir ihtimalle felsefik bir kaç gediğe oturan cümle kurmakla kalırsın. iyileştirdiğini, es geçtiğini, değiştirip de geçtiğini düşünsen de hayatının yada özgürlüğünün bir ipliğini oraya takıp öyle devam edersin hayatına. her savaşa girmek zorunda değilsin. savaşmak zorunda da.. güçlü olsan, kendini bilsen ben giderken beni de bilirdin. kendini tanısaydın, o kadar üzülmez, kırılmanla herşeyi kırmazdın. ben seni kırmış olabilirim. aslında niyetim kendim olabilmekti. seni görmezden gelip o kadar yakınına girdiğim için kusuruma bakma. ben giysilerine bakmışım ruhunun karakterinin olduğu yere bakmadan.

